100 Saniyede Yapay Zekâ
Yapay Zekâya Kuaför Muamelesi Yapmayı Bırakın
Hayatınızda ilk defa gittiğiniz bir kuaför koltuğuna oturup aynadan ustaya sadece “Saçımı kes” dediğinizi hayal edin. Ne kadar keseceğini, favorilerinizi nasıl bırakacağını veya resmi bir iş yerinde mi yoksa rahat bir ajansta mı çalıştığınızı ona söylemezseniz; usta inisiyatif alır ve kendi zevkine göre saçınızı kazıyabilir. Aynaya bakıp şoka girdiğinizde ustanın aslında hiçbir suçu yoktur; çünkü oyun alanının sınırlarını siz çizmediniz.
İşte dijital asistanlarımıza o boş metin kutusundan “Bana bir e-posta yaz” veya “Haftalık bir rapor hazırla” demek tam olarak o kuaför koltuğuna oturup susmak gibidir. İletişim kazalarının asıl sebebi, bizim yıllardır Google’da geliştirdiğimiz o meşhur “arama motoru” refleksidir. Birkaç kelime yazıp otomat makinesinden hazır bir çikolata düşmesini bekliyoruz. Oysa o metin kutusu bir arama çubuğu değil, kendi niyetinizi inşa ettiğiniz devasa bir tezgâhtır.
Biz insanlar kendi aramızda konuşurken “bağlam” dediğimiz görünmez bir bağ kullanırız. Salondan çıkarken eşinize “Benimkini de getir” dediğinizde, o havanın soğuduğunu ve mavi hırkanızı istediğinizi hemen anlar. Ancak karşınızdaki dâhi asistanın o anki ruh hâlinizden, markanızın dilinden veya müşterinizin beklentilerinden haberi yoktur; onun “bağlamı” koca bir sıfırdır. Siz o boşluğu doldurmazsanız, o da kimseyi kızdırmayacak en sıkıcı, en ortalama ve “Değerli paydaşımız” gibi ruhsuz plaza kelimeleriyle dolu bir metin sunar.
Ortaya çıkan o yavan metni okuyup teknolojiyi suçlamak yerine, dört altın kuralla direksiyonun başına geçin.
-
Rol Verin: Ona kim olduğunu söyleyin; “Sen 15 yıllık tecrübeli ve ikna edici bir metin yazarısın” diyerek o devasa stadyumdaki gürültüyü susturun ve doğru uzmanı sahneye davet edin.
-
Sınır Çizin: Lafı uzatmasını engellemek için “Sadece iki paragraf yaz” kuralını koyun.
-
Tonu Belirleyin: “Bana o soğuk dille değil, kırk yıllık dostunla kahve içiyormuş gibi samimi yaz” diyerek metne ruh üfleyin.
-
Örnek Gösterin: Beğendiğiniz eski bir yazınızı ona verip “İşte benim tarzım bu, bunu kopyala” diyerek ona kusursuz bir kılavuzluk yapın.
İlk cevabı aldığınızda asla pes etmeyin. Karşınızdaki metin bitmiş bir heykel değil, henüz kabaca şekillenmiş bir çamurdur. “Bunu düzelt” demek yerine, “Birinci paragraf harika ama ikinci kısımdaki mizah abartılı olmuş, sadece orayı değiştir” diyerek nokta atışı eleştirilerle eseri yontmaya devam edin. O sıkıcı robotun saniyeler içinde nasıl usta bir “gölge yazara” dönüştüğünü görecek ve masanızdaki iş yükünün nasıl hafiflediğine inanamayacaksınız.

